Moda Pazarlama

Yeni Favorimiz YouTube

You Tube

Merhaba,

Bir süredir aklımda YouTube ile ilgili bir yazı yazmak var.  Neden? Bilmiyorum.  Aslında biliyorum çünkü YouTube bu aralar alışveriş videoları, makyaj videoları, blogger/ vlogger ların günlük hayatlarını anlattıkları videolar ile çok gündemde.

Bu yazıyı bir Pazarlamacı bakış açısı ile mi yoksa bir izleyici gözünden mi yazacağım henüz bilmiyorum, beraber göreceğiz.

Ben YouTube de neler izliyorum?

YouTube’ü ilk olarak müzik dinlemek için kullanıyordum sonra How to ( Nasıl yapılır ) videolarına geçtim , excel de eğer formulü nasıl kurulur vs gibi.

Bu blogu oluştururken sayfaya bazı özellikler ekleyebilmek için çok fazla izledim, işim gereği bazı bloggerların videolarını takip etmeye çalışıyorum. Hatta şimdi merakımdan baktım zeytin yağlı dolma nasıl yapılır ı aradığımda bile bir sürü video çıktı.

Kesinlikle çok zengin bir kaynak.  Birde şu aralar trafikte Zoella nın videolarını izliyorum.

Zoella yi, İngilterenin en iyi vloggerları diye bir araştırma yaparken keşfettim. Zoella’nın tam 9 milyon takipçisi var ve videoları ortalama 1milyon 700 kere izleniyor.  Çıkardığı kitabı ilk haftasında 1998 den beri olan,  ilk haftada en iyi satış yapan kitap rekorunu kırmış.

Zoella’nın İlk izlediğim videosu tam 30 dk sürdü. 30 dk boyunca Zoella’nın yılbaşı ağacı için aldığı süsleri izledim. Sizce de son derece gereksiz bir bilgi değil mi?  Açık söylemek gerekirse ilk izlediğim video da inanılmaz sıkıldım, ama sanırım bir süre sonra  alışıyorsunuz hatta bağımlılık yapıyor. Çünkü Zoealla artık hayatınızdan biri gibi, evini biliyorsunuz, erkek arkadaşını biliyorsunuz, saat kaçta yatıyor kaçta kalkıyor, ne sever, ne yer, belki de yanı başınızdaki bir çok kişiden daha iyi tanıyorsunuz ve sanırım bu bir şekilde bağımlılık yapıyor. Bence bu tehlikeli birşey ama Zoella’yla bizim ilişkimiz öyle değil (?)

Zoella benim birazcık trafikte her gün 1,5 saat harcadığım vakti değerlendirme yöntemim diyebiliriz.  Çünkü arabada Zoella yı açıyorum, o anlatıyor ben diliyorum, ben en çok İngiliz aksanını sevdiğim için o yüzden bir İngiliz vlogger tercih ettim, onun anlattıkları ile İngilizce mi güncel tutmaya çalışıyorum. Böylece trafikte kaybettiğim zaman için vicdanım birazcık rahatlamış oluyor.

İlk alışveriş videosunu izlediğimde ki o zaman onun bir alışveriş videosu olduğunu anlamamıştım bundan bir kaç yıl önceydi , ekranda gördüğüm şey; bir kız, kim olduğu hakkında bir fikrim yok, yaptığı alışverişleri torbalarından çıkartıp anlatıyordu, o ana kadar gördüğüm en saçma şeydi, zaten giysileri elinde tutarak anlatmasına da bir anlam verememiştim. Göstereceği 3 parça için tonlarca cümle kuruyordu, video kalitesi de düşüktü. O an kesinlikle bu videoların bu kadar popüler olabileceği tahmin etmemiştim.

Bende çalıştığım marka için bir YouTube iş birliği yaptım ve bizi çok mutlu eden sonuçlar çıktı ortaya , yeni sezonda da kesinlikle medya harcamasında yine yerini alıyor olacak.

Ne kadar bu işin içinde olup profesyonel baksam da benim de o videolardan etkilenip birşeyler almama hiçbir şey engel olamıyor.

Bu yazıyı yazmadan önce bu videoları izlemenin psikolojisi ile ilgili biraz araştırma yapayım istedim ama çok bir şey bulamadım.  Bence ilk defa birisinin alışveriş videosunu izlediğinizde bu son derece anlamsız geliyor ama ne zaman ki bu kişi sizi başka mecralardan da yakaladığında, siz onu bir şekilde kendinize yakın veya olmak istediğiniz kişiye yakın hissettiğiniz noktada onun ayakkabısı bir anda sizin de almak istediğiniz ayakkabı oluyor, ve birden alışveriş sepetine ilgi duymaya başlıyorsunuz.

Bir sonraki yazıda markalar tarafından YouTube kanalının kullanımı ile ilgili bir best practice yazısı hazırlamak istiyorum ama öncesinde yine de en çok you tube videoları kimler tarafından izleniyor ve neden bu kadar rağbet görüyor, aşağıda biraz bilgi vereyim istedim.

Şuanda YouTube de popülasyon anlamında  en önemli kitleyi 13-24 yaş kitlesi oluşturuyor. Bu kitle haftada TV karşısında geçirdiği zamanın çok daha fazlasını you tube de geçiriyor.

Bunun başlıca nedenlerinden biri uzun TV reklamları, bu anlamda you tube ve vloggerlar popüleritelerini kaybetmemeleri adına reklamları mümkün olduğunca az ve izleyici kitlesiyle alakalı tutmalılar bence.

Vloggerları en popüler yapan şeylerden birincisi izleyicilerin  bu kişileri kendilerine yakın bulmaları ve iki yönlü iletişim kurabilmeleri, o yüzden yorumlara verilen cevaplar önemli! Videoyu çektim, yayınladım ve  kurtuldum yönetimi pek işlemiyor- mümkün oldukça tabi. 100 ve üzeri yorum alan bir vlogger için bu çok olası birşey değil. O zaman da vloggerın içeriklerinde kitlesinin yorumlarını okuduğunu belli eden cümleler sarfetmesi artı değer.

Umarım bu yazıyı okumaktan keyif alanlar olmuştur. Işim aynı zamanda benim hobim olduğu için blog da zaman zaman pazarlama ile ilgili yazılarda yazmak istiyorum.

Okuyan herkese teşekkürler

Zeynep

 

Hayata Dair

Bu Sene Biraz Kendini Aşmaya Ne Dersin?

2016 kararları

Merhaba,

Size yeni yıla girmeden yeni yılla ilgili hiç bir kararım yok demiştim ya, şimdi var ve paylaşıyorum.

Herkes daha fazla hayır demeyi öğren der ben bu sene daha fazla evet demeyi deneyeceğim.

Hayır deyipte kaçırdığım o güzel anıların acısını bu sene çıkaracağım.

İki gün önce yine köprü trafiğinde ben arkadaşlarımla sosyalleşirken (?) bana piyangodan amorti bile çıkmamasından hayıflanıyordum. Telefondaki arkadaşım ben Cuma günü- 31 Aralık hani şu karın en yoğun olduğu, seferlerin iptal oluğu gün- Eminönü’ne gittim aldım deyince, benim tepkim ‘Ya sen delimisin bir bilet için oraya gidilir mi, o karda kışta’ oldu (biz anadolu yakasında oturuyoruz). Sonra aman boşver çok iyi yapmışsın böyle böyle anılar oluşuyor dedim. Zaten amorti de ona çıkmıştı, boşuna demiyorlar hayata ne kadar verirsen o da sana o kadar verir diye.

Geçen sene yine bir arkadaşım bana yeni yılda Amsterdam’a gidelim mi önerisinde bulunmuştu, tabi burda absürd bir şey yok ama onun planı 31 Aralık gecesi Amsterdam’a gitmek sabaha kadar dışarıda eğlenmek sabahta ilk uçakla İstanbul’a dönmekti.

Kısa bir an bu fikre sempati duymadım değil ama, sonrasında ben o gün zaten çok erken kalkıcam, benim gece uykum gelir, zaten hava da buz gibi olur şimdi diye İstanbulda kalmayı tercih ettim.

Aslında gitseydim büyük ihtimalle çok eğlenecektim, her yılbaşında, her yeni tanıştığım insana anlatacak ilginç bir hikayem olacaktı, ama ben burada kaldım ve geçen sene yılbaşını nasıl kutladığımı hatırlamak için hafızamı zorluyorum.

Güzel anılar birazcık kabuklarımızdan çıkarak, şartlarımızı zorlayarak, bize saçma gelen fikirlere evet diyerek ortaya çıkıyor.

2016 için kendimle ilgili değiştirmek istediğim şey spontanelere biraz daha açık olmak, plan program delisi olmamak ve absürd fikirlere daha sıcak bakmak olacak. Bu şekilde çok daha güzel anılar biriktirip, ruhen zenginleşeğime inanıyorum.

Sizi de bu denemeye davet ederim.

Herkese sevgiler

Zeynep

Hayata Dair

En sevdiğim 7 söz

kişisel gelişim hakkında en sevdiğim 7 söz konulu blog yazısı

 

Merhaba,

Şu anda  kısa bir seyahatten geldim, tok ve evde olmanın mutluluğu ile bu yazıyı yazıyorum. Çayımı içerken gerçekten de içim huzur dolu ama bir dilim daha un helvası yeme ve yememe konusunda iç sesim ikiye bölünmüş durumda.

Çayımdan bir yudum daha alarak bu isteğin geçeceğini umut ediyorum ve yazıma başlıyorum.

Bu yazımda 2015 te en çok sevdiğim ve bazen de beni çok güldüren bazı sözleri sizinle paylaşmak istedim

1. Annelerin başka güzel çocukları da var.

Bu sözü bana tarot falı bakan birisi söylemişti, söylediğine göre bir musevi atasözüymüş.

Genel olarak ayrılıklardan sonra her gidenin arkasından söylenebilir sanırım.

Aynı zamanda da benden iyisini mi bulacak sözünün tam tamına karşı tezi.

İngilizlerde bu durumlar için ‘there are plenty more fish in the sea’ diyorlar. Türkçe meali denizde daha bir sürü balık var.

İyi birer teselli cümlecikleri oldukları kadar biraz eziklikte var gibi sanki içlerinde…

İkisini de seviyorum.

2.Ölünün arkasından bile 40 gün yas tutulur.

Bu da hayat felsefesini çok sevdiğim beni her daim gülümseten bir arkadaşımdan, tahmin edebileceğiniz gibi bu da bir ayrılık sonrası teselli cümlesi.  Kısa süreli positif hissettirebiliyor, bende sık sık kullanırım.

3.Kafamda deli sorular

Bu tabiki de en sevdiğim, en sık kullandığım hatta blog isminde bile ilham veren  muhteşem söz. Sanırım bu cümleyi bize Serdar Ortaç armağan  (?) etti. Kafamda gerçekten sürekli soru olduğu için kesinlikle çok benimsedim ve kullanırken de çok eğleniyorum, işte de sıklıkla kullandığım doğru.

 4.Desperate times, desperate measures. Olağanüstü zamanlar, olağanüstü şartlar

Bu cümleyi ilk görevimiz tehlike filminde duymuştum, hani şu Tom cruise’un her zamanki gibi yine çok yakışıklı olduğu film. Tabi ki duyar duymaz aklıma kazındı. Sonrasında iş dünyasında da bol bol duyar oldum, e tabi ki filmi sadece ben izlemedim.

Genel olarak maaş zammı istediğinizde, ajans komisyon artış taleplerinde kısacası ‘Birşey isteme benden buz gibi soğurum senden’ durumlarında sıklıkla kullanılabilen cümle.

5. If you pay peanuts you get monkeys. Fıstık ödersen yalnızca maymunları işe alabilirsin.

Bu yine hem çok sevdiğim hem de çok güldüğüm bir İngiliz sözü. Doğru mu evet bir çok durumda, ama tabi ki istisnalar olabilir, ne de olsa herşey para değil.

6.Babanı seçemezsin ama kayınpederini seçebilirsin.

Bu söz oldukça materyalist ama beni çok güldürüyor. Tam olarak şöyle diyor zengin değilsen bile zengin kayınpederi seç, kurtar paçayı (?)

Bu sözle beni tanıştıran kişinin erkek bir iş arkadaşımın olması da benim için ayrı bir şaşırma konusuydu. Beraber çalıştığımız süre boyunca da bu renkli arkadaşımdan daha nicesini duydum.  Yeri geldikçe buradan paylaşırım

7.Hep aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlara ulaşamazsınız.

Orjinali: Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek: deliliktir, Einstein’ın sözü.

Bunu da iş hayatında sıklıkla duyabilirsiniz, hatta toplantılarda havalı cümleler kullanmak istiyorsanız siz de kullanabilirsiniz. Benden tavsiye kendi konumunuzdaki insanlara bu cümleyi kullanın, yöneticilerde ters tepebilir.

Yarın kısa bir tatil sonrası ilk iş günü , hazır mıyız.

23 Nisan ve 1 Mayıs hafta sonuna geliyor, tatil yok, benden şimdiden söylemesi.

Herkese Sevgiler

Zeynep

P.S: Bir dilim un helvası daha yemedim.

Hayata Dair

Vazgeçme Yöntemi

vazgeçmek

Hiç, bir çemberin içinde sıkıştığınızı düşündünüz mü?

Vazgeçmek istiyorsunuz ama sonrası sizi korkutuyor. Ya sonra daha iyi olmazsa…

Bazen sahip olduğumuz şeyler bize yetmez, mutlu etmez, ama yine de elimizdekine sıkı sıkı sarılırız.

Komfor alanımızdan çıkmak istemeyiz, sonrasında ki belirsizlik korkutur bizi…

O cesaret gelemez bir türlü…

Boğamıza düğümlendir de öylece kalır.

O yüzden bir şeylere heves edilir de, adım atılacak güç bulunamaz.

Emek verilmiştir bir kere, bunca emek vermişken, her şeyden birden vazgeçilebilir mi?

Uzun zamandır İknanın Psikolojisi diye bir kitap okuyorum.

Uzun zamandır diyorum çünkü ben daha çok bilgisayardan okumayı seviyorum ve genelde dijital pazarlama bloglarını okuduğum için, kitap ile uzun dönemli tatillerde aram daha iyi oluyor.

İknanin Psikolojisi kitabının konusu zaten adında kendini anlatıyor, bu kitabı genelde pazarlama ya da satış departmanlarında çalışanlara tavsiye ediyorlar, ama bence herkesin öğrenebileceği bir şeyler var bu kitapta.

Bu kitabı okurken benim için vazgeçme kararının zorluğunu birazda olsun hafifletebilecek bir yöntem  öğrendim ve sizinle de paylaşmak istedim.

Bi şeylere uzun zaman harcamak, emek vermek gerçektende onlarla duygusal bir bağ oluşturmamızı sağlıyor ve vazgeçmemizi daha zor kılıyor.

Kitap der ki, bu girdaba kapılmayın ve şunu düşünün olacakları bile bile bugün olsa, yine de yeniden başlar mıydınız. Eğer cevabınız hayır ise vazgeçmelisiniz.

Yanlışı ne zaman anladığınızın bir önemi yok, yanlışsa vazgeçmek gerekir. İşte bu bakış açısı ile emek denen manevi şeyin sizi ikna etmesini ya da size karşı kullanılmasını engelleyebiliyorsunuz.

Kitapta hem ikna etme yollarını öğrenirken hem de size karşı kullanılan bu yöntemlere karşı ters taktik geliştirme yollarını öğrenebilirsiniz.

Merak ettiyseniz kitabın yazarı Robert B. Cialdini, D&R larda bulabilirsiniz.

Keyifli okumalar

Zeynep

Hayata Dair

She has some plans- Onun planları var

onun planları var

Bugün  Londra’da yüksek lisansta tanıştığım iki Türk arkadaşımla buluştum, okul bittikten sonra ikiside dönmedi ve ikisinin de super işleri var. Blogda bu kadar özel hayatlarını anlatmamdan hoşlanırlar mı bilmiyorum, onları tanıyorsam- hayır!

Genelde 6 ayda bir falan görüşebildiğimiz için buluştuğumuzda konuşacak çok şey oluyor. Ama konular genelde aynı, iş ve aşk hayatımız…

Ben heyecanlı heyecanlı anlatırken kızlardan biri ‘She has some plans‘ dedi, evet, aynen öyle dedi.

Uzun süre yurtdışında yaşayan insanlar, orada Türk arkadaşları da olduğu için, ve bir zaman sonra bazı ifadeleri ingilizce anlatmak onlara daha kolay geldiğinden, iki dili sıklıkla birlikte kullanabiliyorlar, kesinlikle bunun ukalalıkla bir ilgisi yok, ama doğal olarak bu iki dil karışabiliyor.

Bugün yaşadığımız bir örnekte  arkadaşımın satış görevlisine ben mainly (?) Celine çanta bakıyorum demesiydi. Haklı olarak tabiki de adam mainly ne demek dedi, acaba yeni bir koleksiyon mu falan diye düşündü herhalde…

Ama konumuz bu değil tabi.

Konumuz; arkadaşımın ‘onun planları var bizim neyimiz var‘ dediğinde, benim aklımdan geçenler…

Planlarım var ama aksiyonum yok. Dolayısıyla bir gelişme de yok.

Arkadaşımın cümlesi aslında bana kafamdaki plana dair henüz hiç bir adım atmadığımı farkettirdi.

Eve gelir gelmez küçük bir adım attım, bakalım sonrasında neler olacak?

Sizde bir düşünün varsa düşünce balonunuzda bazı planlar, bu akşam bir adım atmak için doğru bir zaman mı? ya da doğru zaman ne zaman?

Herkese sevgiler

Zeynep

Hayata Dair

Yeni Yıl, Yeni Kararlar

yeni yıl yeni kararlar

Merhaba,

Şuanda fonda Bülent Ortaçgil ‘Benimle Oynar mısın’ çalıyor, çok zaman olmuş bu şarkıyı dinlemeyeli, resmen insanı dinlendiriyor. Biraz zihninizi boşaltıp, moodunuzu pozitife çevirmek isterseniz, bir kıble de siz dinleyin derim.

Bu hafta geçen haftaki rehaveti üzerimden attığım için çok mutluyum. geçen haftaki o bıkkınlık, yogunluk, isteksizlik halleri gitti çok şükür. Çevremdeki herkese sordum sende böyle misin diye, neyseki rahatlatıcı cevaplar aldım

Bu hafta kendimi çok daha iyi hissetmemin nedeni, hafta sonunu bana göre çok verimli gerçirmem, yapmak istediğim herşeyi yapabildim.  Maalesef kendimle ilgili hep çok büyük beklentilerim oluyor, bir şeylere yetişemeyince de bunalıma giriyorum (?) Olurda bir psikolog bu yazıyı okursa, bu sendromun adını bana söylerse çok mutlu olurum.

Gelelim konumuza….

Sanırım yeni yılda yeni kararlar alınması gerektiğini ingilizce derslerinde öğredim. Hep çünkü New Year’s Resolution diye bir örnek olurdu derste yapılması gereken, yeni yılda yeni kararlar almak lazımdı.

Bende bugün biraz bunun üzerine kafa yorayım dedim.

Yeni yılda hiçbir yeni karar almak istemiyorum sanırım, bence zamanı değil…

Karar vermek için pazartesilere, yıl başlangıçlarına, bir sene sonraya, gerek yok sanırım.

Karar anı gelince geliyor. Bir şey size verdiriyor o kararları…

Ama siz yine de bir nefes bekleyip alın kararlarınızı, atın adımlarınızı, sonucunu düşünmeden alınan fevri kararlar sonrasında malesef büyük mutsuzluklara, pişmanlıklara sebep olabiliyorlar

2015 benim için çok güzel bir yıldı aslında, gitmese de olur. 2016 yı bilemedim.  Güzel olsa iyi olur, daha iyi anlaşırız.

2016 ya dair henüz çok fikrim yok, planımda…

Sizlerin varsa, seve seve dinlerim, belki bana da ilham olur.

Herkese sevgiler,

Zeynep

Hayata Dair

Ali’nin annesi, Mehmet’in biricik eşi (Temsili)

ben kimim

Merhaba,

Beni gördüğümde düşündüren bir şeyi sizinle de paylaşmak istedim.  Bunu arkadaşlarım arasında da yapanlar var, umarım beni bu yazı yüzünden afaroz etmezler

Konumuz: Kendimizi nasıl tanımladığımız

Mesela Instagram profilimizdeki biolar: ne yazıyoruz oraya

Çoğumuz aslında sürekli beğenilme, takdir edilme isteğindeyiz, o yüzden bir resim için en az 5 poz çekiyor,  yeni bir resim ekleyince like larımızı sayıyoruz ve  bir sürü  filtre aplikasyonunu yüklemişiz telefonumuza…

Peki bu kadar beğenilme arzusundayken biolara neler yazılıyor

Bu yazım Ali’nin çiçeği burnunda annesi, Mehmet’in biricik eşi, annesinin kuzularına

Burada biraz zaten bana kendi kendine iltifat varmış gibi geliyor, sanki başkasının bize söylemesi gereken sözleri biz kendi kendimize söylüyormuşuz gibi…

İkincisi de neden hep birilerinin bir şeyiyiz, özne olmak varken hep sıfatlar ile mi anılacağız?

Aslında biz kimiz?

O kişiler hayatımızda olmazlarken neydik, bir gün olamazlarsa ne olacağız.

Neleri severiz, neleri sevmeyiz, bunlar birilerinin birşeyleri olmaktan  sizce de daha önemli değil mi?

Herkese sevgiler,

Zeynep

Hayata Dair

Kahvaltı yapmayı istemiyorsan suçlama zeytinleri….

 

orjinal pinhani

Bu hafta kendimle hiç barışık olmadığım bir hafta … Nedense kendimi hergün çok yorgun, birşeyler yapmaya çok isteksiz hissettim.

Bence kesinlikle konuşulması da çok sıkıcı bir insandım bu hafta, özellikle de akşamları, enerjimin son demlerinde…o yüzden telefon konuşmalarımı da hep kısa tuttum.

Böyle zamanlar arada oluyor, olmuyor değil ve ben genelde böyle zamanlarda kaplumbağa gibi kafamı kabuğumun içine sokmak istiyorum ama ne mümkün…

Neden böyle bir ruh halim olduğunu da biliyorum ama henüz nasıl çözeceğimi bulamadım (?) hep her istediğimi yapamamaktan, yapmak istemediğim şeylere yetişememekten oluyor bu ruh halleri… Sanırım bu İstanbul sendromu….

Yazının başlığı çok sevdiğim müzik grubu Pinhani’den iham alınarak yazıldı.

Bu hafta spora yalnızca bir kere gittim, gitmemek beni çok rahatsız etti.

Nedenler neydi…

Kafam çok yoğundu, işle ilgili birşeyler düşünüyordum, ve aklım ordayken spor yapmak beni rahatsız ediyordu.

Hava çok erken kararıyor, ben karanlıkta spor yapmak istemiyordum.

İşin aslı sanırım bende kahvaltı etmek istemeyip, zeytinleri  suçlamaya çalışanlardandım…

Böyle zamanlar evet oluyor, siz nasıl başa çıkıyorsunuz…

Sanırım ben biraz kendimi zorlamamayı seçeceğim.  Bazen tembellikte iyidir.

Ben bunları düşünürken siz Pinhani’nin o muhteşem şarkısı dinlemek isterseniz, işte linki burada

Moda Pazarlama

Star Wars 7 I Markaların Pazarlama Stratejilerinde Yerini Nasıl Aldı?

star wars ruj 2

Starwars 7, 17 Aralık’ta vizyona giriyor, beni heyecanlandırıyor mu pek değil, ama sosyal bir çevreniz varsa gözünüzden kaçması mümkün değil. İlk günler için biletler çoktan tükenmiş bile.

Düşünüyorum da neye bu kadar tutkuluyum diye birşey bulamıyorum. Ne yeni çıkan Iphone, ne yeni gösterime girecek bir film, ne de bir designer işbirliği beni bu şekilde harekete geçirmiyor.

Benim için  Star Wars un vizyona girmesinin en ilginç yanı, markaların bundan nasıl faydalandıkları…

Dün, dünyada Star Wars’un vizyona girmesine markaların nasıl adapte olduğu ile ilgili bir makale okudum. Bizden bir örnek yoktu ama Türkiye’de de Hayat Kimya Star Wars temalı su şişeleri çıkardı, bizim ofiste bazı masalarda çoktan yerini aldı bile. Malesef moda genel olarak böyle şeylere hızlıca tepki verebilen bir sektör değil, yurtdışındaki örneklerde ağırlıklı olarak yine FMCG sektöründen. En fazla Star Wars u pazarlama stratejisine dahil eden pazar, tahmin edileceği üzere USA.

Sizler için seçtiğim birkaç görseli aşağıda paylaşıyorum.

Japonya’ nın Star Wars çikolata uyarlaması bence en sevimlilerinden

Star wars 1

Kızlar Star Wars rimeline ne dersiniz? Bu mascara Star Wars’un yeni filmine özel olarak çıkarılmış 19 kozmetik ürününden yalnızca biri

star wars

Star Wars temalı paketten kakaolu kurabiye yemeye ne dersiniz?

star wars cookies

Daha fazlasını görmek isterseniz, bu linki tıklayabilirsiniz

Star Wars’un koleksiyonerlerini ve sıkı takipçilerini düşünürsek her markaya bu stratejinin güzel satışlar getirdiğini tahmin etmek çok da  zor olmaz herhalde.

Bu yazıyı yazdıktan sonra ofise gelen bir Modagram kutusundan da Starwars rimeli ve ruju çıktı, demek ki bu çılgınlıktan yararlanmak isteyen markalar hiçte azınlıkta değil.

Herkese şimdiden iyi seyirler

Zeynep

Hayata Dair

Yeni yerler keşfetmek

hong kong 4

Bu yazım Hong Kong hakkında olacak, sakın bir seyahat yazısı beklemeyin çünkü aslında ben Hong Kong’ a hiç gitmedim.

Sadece gitmek istiyorum, bunu da buraya yazıyorum ki önümüzdeki sene bir mazeretim olmasın

Çünkü aslında uzun vadeli planlar yapmak çok kolay ama zaman yakınlaştıkça ya işler çok yoğun olur, ya bu kadar masraf yapmak için doğru zaman mı soruları sorulur ve sonrasında acaba yakın bir yere mi gitsek diye sorular başlayınca planlar değişir ve bulunan promosyonlu bilete göre seyahat planı yapılır

Seyahat etmek kesinlikle ufku genişletir ama bu daha çok nereye gittiğine ve ne yaptığına bağlı, mesela Amerika’ya gidip tüm outletleri gezip, Calvin Klein, Micheal Kors, Victoria Secret lar ile valizini doldurmak çok da vizyon geliştirmiyor olsa gerek, ama bende Amerikaya gitsem büyük ihtimalle aynı akımı devam ettirirdim, ne de olsa alışveriş aşkı başka…

Benim ilk yurtdışı deneyimin Londra olmuştu, orada 4,5 sene kaldığım için, oranın beni etkilememesine imkan yoktu. Londra’nın şuanda kim olduğumla ilgili büyük emekleri vardır üzerimde…

Ama ondan sonrası Amsterdam, Paris, Belçika, hatta o kadar uzak olmasına ragmen Avustralya bile birbirine çok benzer geldi bana. Bu seyahatlerde tabiki çok eğlendim, çok güzel yerler gördüm ama aslında bana çok da bir şey kattığını düşünmüyorum.

Sonra birgün Bahreyn’e gittim, sadece 3 günlük bir seyahat olmasına ragmen oradan çok zengin döndüm. Oradaki insanların müthiş sıcağa karşı oluşturdukları yaşam tarzı, eğlenme, alışveriş tarzları, yabancıları kabullenmeleri ve yabancıların yerel halktan çok daha özgür olması, herşey çok bambaşkaydı.

Bir Amsterdam seyahatinde uçakta bana yan koltuğumda eşlik eden orta yaşlı bir amcanın Zanzibar da yunuslar ile yüzme hikayesini anlatması, geçen hafta toplantı arasında bir arkadaşımızın bize Kamboçya da su üzerine kurulu şehrin fotoğraflarını göstermesi ve aslında bizi biraz da imrendirmesi, birazcık bu tezimi destekliyor. Hiç kimse popüler tatil destinasyonlarından böyle anılar ile dönmüyor, gözleri böyle parlaya parlaya hikayeler anlatmıyor.

İtiraf ediyorum çok radikal bir yer seçmediğimi bende biliyorum. Uzak doğunun sevimli karakterlerine, bisküvilerinin bile üzerinde o minnoş karakterlerin olmasına hayranım.

Ben biraz Hong Kong hakkında araştırma yaparken, sizde belki yeni yerler keşfetmenin planlarını yaparsınız.

Herkese iyi geceler

 

Hong kong

 

Hong Kong2