Browsing Category

Hayata Dair

Hayata Dair

No pain, no gain! Acı yoksa ödülde yok!

No Pain No Gain! Acı yoksa ödülde yok!

 

Hello There

Mükemmel olmayan insanların ortak sorunu her şeye yetişememekten benim de blogum nasibini aldı tabi ki

Yazmayı çok sevmeme rağmen blogu çok sonra açmamın nedeni de buydu aslında, ama bir ara cesaret geldi işte, çünkü o suların durgun olduğu zaman hiç gelmiyor.  Zaman bulamamak da aslında önceliklerin değişmesinden kaynaklı.

Elinizde 2 TL var ve karnınız aç, McDonalds’dan dondurma mı alırsınız, yoksa köşedeki amcadan simit mi?

Zamanda öyle bir şey, hatta çoğu zaman paradan daha değerli…

Bir kaç aydır yapmak istediğim şeylere vakit bulamamaktan dolayı çok stress oluyorum, hep bir koşturmaca, hafta sonları bile…

Trafik olmasın diye erkenden kalkıp kendini dışarı atman lazım, erken kalkamadıysan trafik gözünü öyle korkutuyor ki en iyisi ben evde kalayım diyorsun, çıksan hafta sonu dinlenmesinden eser kalmıyor, yemek yemek istediğin yerde bile sıra var

Her ne kadar kendimi bu döngüye kaptırmak istemesem de malesef kaçamıyorum.

Spora gitmek istiyorum ama, akşam kafam çok doluyken gidemiyorum, hafta sonu spora gidersem biraz önce bahsettiğim trafiğe kalıyorum.

Ben bunlara çok takılmış ve bunalmışken, bir toplantıda ki toplantı çok alakasız, yeni mağaza konsepti konuşuluyordu, birden aklıma ‘no pain no gain’ sözü geldi, ‘acı yoksa ödül de yok’. Toplantıda mutlaka benim aklıma bu sözün gelmesini tetikleyecek bir şey konuşulmuştur ama şuan hatırlamıyorum, o zaman bu yazıyı yazmak için not almıştım.

Bu söz aklıma gelince, tabi ya, dedim ne zaman her şey kolay oldu. Bu mızmızlanma şımarıklıktan başka bir şey değil.

Aklıma bundan 10 sene öncesi geldi ve aydınlandım. Hiçbir şey size gümüş tepside sunulmuyor. Önemli olan elinde onlarca maddeden oluşan ‘yapmak istediklerin’ listesinde senin için nelerin daha önemli olduğuna karar vermek ve ona zaman ayırmak.Her zaman bu döngüye girdiğinde de kendine dışarıdan bakabilecek vakit ayırmak.

Kendime hatırlatma olan bu yazıda, yine kendime tavsiyem otomatiğe bağlamış her gün birbirinin aynısı olan günlerde bana görüş alanımım ötesini gösterebilecek fırsatlar yaratmak

Ferrarisini satan adamı anladığım, Procter and Gamble’daki işini bırakarak Hindistan’a aylarca süren motivasyon gezisine çıkan üst düzey yöneticiyi anlayacak yerdeyim.

Herkese sevgiler

Zeynep

Hayata Dair

Yeni Moda Ofis Hediyeleri

 

fiorimo_sevgiliye çiçek gönderimi

Fotoğraf:florart.com.tr

Herkese Merhaba

Bugün ofise gelen yeni moda hediyeler ile ilgili bir yazı yazmak istedim. Öncesinde şöyle bir bakayım bu konu hakkında neler yazılmış dedim. Sözlük entry leri beni çok eğlendirdi.

Kızlar meğer bize gelen o çiçeklerin jestle falan ilgisi yokmuş, ofisteki diğer erkeklere göz dağı vermekmiş asıl sebebi. Entrylerin % 80’i bunu söylüyordu. Biraz haksızlık payı olsa da doğruluk payı da olduğunu düşünüyorum, kızlar bu taktiği bizde uygulayabiliriz, not alın.

Çiçek sepeti mi, Bonny Food mu daha önceydi bilemiyorum ama sanırım onlarla birlikte ofise gelen giden hediyelerin sayısı arttı.

Her özel günde yaptıkları hatırlatmaların yanında geçen sene şu tarihte şu kişiye çiçek göndermiştiniz tekrar göndermek istemez miydiniz diye birde telefon açıyorlar. Sevgilisinden ayrılanlar için biraz nahoş bir deneyim olduğunu düşünsemde beni bir kere bu yöntemle yakalaşmışlardı.

Geçenlerde ofise çok güzel bir çiçek geldi. Çiçek sepetinden çiçek siparişi vermek ne kadar kolay olsa da artık kırmızı incili, kalp şeklindeki vazolardan sıkıldık gibi, gözümüz alternatif bir şeyler arıyor.

Bende alternatif neler var bir bakmak istedim.

Gözüme çarpanlar,

İlk olarak bizim ofsimize gelenden başlayayım.

Bloom and Fresh: Sanırım 16 adet farklı seçenek var sitede, hepsi de birbirinden güzel

Lilyana Flowers: Onları ilk önce instagramda keşfetmiştim, bir çok Instagram ünlüsüne gönderim yapmışlardı çünkü, ama biraz önce siteye girdim ve güllerin yanına macaron koyma fikirlerini çok sevdim, hem göze hem mideye hitap ediyor (!) sunumları çok güzel, bu çiçeklere hayır diyebilecek çok kişi tanımıyorum (!)

Fiorimo Flowers: Bir kova çiçek sizi mutlu etmez miydi? Kova kelimesini her ne kadar o güzel güllere yakıştıramasamda, çiçeklerin geldiği kutular bana kovayı hatırlattı. Ne yani bir kamyon gül gönderince insanlar romantik oluyor da ben o sevimli kutucuklara kova deyince mi olmuyor (?)

Kesinlikle 3 yeni markada baştan sona her şeyi çok güzel düşünmüş ve çok keyifli tasarımlar oluşturmuş.

Türk erkekleri çiçek almaz, romantik değildir tezi ne zaman ki köprü trafiğinde çiçekçiler de satış yapmaya başladığında çürüdü, satamıyorlar olsalardı gelmezlerdi değil mi? Olur da alternatif hediye arayan centilmen beyefendilere bu yazı ulaşır da yardımcı olursa ne mutlu bana.

Herkese Sevgiler

Zeynep

Hayata Dair

En güzel anları 10 sn ye sığdırmak

Snapchatin hayatımızdaki yeri

Bu cuma çok sevgili moda yazarı Seda Yılmaz ile buluştuk. Tabi Seda Yılmaz olunca konuşulan konular ister istemez, yazılı basın nereye gidiyor, dijital ne kadar yazılı basının yerini alabiliyor, sosyal medya ve gittikçe yükselen trend Snapchat oldu.

Ben sosyal medya ve sosyal paylaşıma oldukça yakın biriyim ancak Facebook benim için çoktan out oldu, Twitter 2011 senesinde benim için popülerdi, Instagram da artık biraz popülerliğini yitiriyor gibi.

Snapchatin şu an için ana kitlesi 13-23 yaş arası, bu yaş aralığında olmamama rağmen bende önce işim gereği adapte olup sonrasında da gayet sevdim bu platformu.

Snapchat niye bu kadar popüler oldu konusuna yorumlar;

  • Intagram gibi neyin nasıl gözüktüğünün çok da önemi yok
  • Bu kolyenin yanına bir de oje koyayım daha tatliş olur derdi yok
  • Sevgiliden ayırılınca tonlarca foto slime derdi yok, ne de olsa her şey 24 saat içerisinde silinip gidiyor ve tabi anıılarda öyle…

Bundan 5 sene sonra bakıp, aaa burada ne kadar da zayıf mışım, o gün ne kadar da eğlenmiştik diyemeyeceğimiz bir platform.

Bütün bu platformlar aslında değişen yaşam koşullarının bir ürünü.

Snapchatte aslında bize şunu diyor- ne söylemek istiyorsan 10sn içerisinde söyle, kimsenin sana daha fazla ayıracak vakti yok.

Cuma akşamı şirket yemeğine çıktık ve bir doğum günü kutlaması yaptık. Tam mum üfleme anında shapchat devreye girdi, videoyu sonradan izlediğimde benim o özel anı 10 sn ye sığdırma çabam beni derinden vurdu.

24 saat içerisinde yok olacak bir kayda, doyasıya yaşanması gereken bir anı, 10 sn içerisine sığdırma çabası.

Evet pastan geldi, dilek tutup üflemen için 10 sn var. Neden? Çünkü snapchat sadece 10sn lik video kaydı alabiliyor.

Bunu ben şu andaki yaşım itibari ile dışarıdan bakıp analiz edebiliyorum ve kendimi bu noktada frenleyebileceğimi umut ediyorum ama 18 yaşındaki kullanıcıların sosyal hayatları üzerindeki etkilerini tahmin etmem zor.

hızlı tüketimBu sabah gördüğüm başka bir resimde beni biraz düşündürdü

Artık bir portakalı keyifle soyup yiyecek kadar da mı vaktimiz yok, bir sonraki adım portakalların dilimlenmiş olarak satılması mı?

Gün geçtiktçe yapacaklarımız, sorumluluklarımız, okuyacaklarımız, göreceklerimiz artıyor, ama bence zaman zaman bu çabuk tüketime bir dur demeli, kendimize ayırdığımız bir portakal soyacak kadar zamanı çok görmemeliyiz

Herkese Sevgiler,

Zeynep Tuncay

 

 

 

 

 

Hayata Dair

Duymak istemediklerim…

duymak istemediklerim

Herkese Merhaba,

Yine koskocaman bir hafta bitti ve neredeyse mutlu Cumaya geldik.

Benim kafamda yine neler var?

Bu sefer duymak istemediklerimiz.

Bu soruyu sormak istedim kendime, neleri duymak istemiyorum.

İş hayatında çok net öğrendiğim sey kimse benden,

Bu mümkün değil,

…olabilirdi ama… gibi cümleler duymak istemiyor.

Herkes ‘yes sir’ ü bekliyor. Bu biraz abartı tabi ama iş hayatında başarılı olmak istiyorsanız gerçekten de mümkün değil ve ama’ları hayatınızdan çıkarmalısınız.

Daha yapıcı bir bakış açısına ihtiyacınız var, herkes çözüm üretenleri sever.

Ben neleri duymak istemiyorum, hayatımda…

  • Bu üründe leke var, depoda yenisi var mı diye sorduğumda, üzgünüz ama bu tek kalmış ı.
  • Bu hafta sonu bir şey yapalım mı dediğimde , hımm aslında benim bu hafta biraz işim var denmesini – ki ben bunu çok yapıyorum , bu not kendime
  • Evde karşımda biri dondurma yerken onun son dondurma olduğunu söylemesi ni
  • Biraz kilo almışsın ı.
  • Aynı konu üzerinde saatlerce söylenilmesini…

Peki Ne duymak istiyorum? iltifatları!

İltifat etmek hem sizin hem de karşınızdaki kişilerin gününü güzelleştirir.

İltifat etmek negatife değil de pozitife odaklanmaktır.

Bol bol itifat edin, yalnızca bu renk sana çok yakışmış cümlesinin bile sihrini göreceksiniz.

İltifatları bekliyorum (!)…

Herkese şimdiden mutlu hafta sonları….

Zeynep Tuncay

Hayata Dair

Parlat…

 

Parlat

Her şeyin iki arada bir derede olduğu bir dönem… Bu yazıyı da iki arada bir derede sürdüğüm ojelerim bozulmasın diye yavaş yavaş yazıyorum.

Her zaman kendime verdiğim mesaj işe güce fazla dalıp da kendini çok unutma oluyor ama pratikte her zaman uygulanamıyor. Buara da işte o zamanlardan biri. There is no much fun in my life right now (!)

Bu yazımın ilham konusu Nil karaibrahimgil’in yeni şarkısı, Gençliğime sevgilerimle.

2006- 2008 arası gibi sanki ‘dear 30 years old me ‘ , ‘sevgili 30 yaşımdaki ben’ isimli çok başarılı  bulduğum bir reklam kampanyası vardı.

Sonra Türkiye’de bir ajans bana bu firki satmaya çalıştı, onlara bu fikrin orjinal olmadığını söylediğimde ısrarla savundular ama üzgünüm orjinal değildi.

Nil Karaibrahimgil’in yeni şarkısı da aslında yine aynı fikirden yola çıkıyor ama bence burada orjinal olan şey ise kitabını bu şarkı ile tanıtması. Zaten Nil Karaibrahimgil’in orjinal olmadığını düşünen yoktur herhalde. Düşünceleri, hayat tarzı, şarkıları ve muhteşem güzelliği ile kesinlikle çok orjinal.

Hangi dünyada yaşıyorsun diyebilirsiniz ama ben Nil Karaibrahimgil’in kitabı olduğunu bu şarkı ile öğrendim. Okuma istediği de oluşmadı değil ama kitap okumakta bir süredir çok başarılı değilim şuandaki en büyük keyfim Udemy den kurs alıp, onları izlemek. Kitaplar alınıyor ama bir türlü bitirilemiyor, emekli olunca artık (!) 65 yaşında mı emekli olunuyordu (?)

Gelelim Gençliğime Sevgilerle şarkısına, kesinlikle çok motive eden, ışık verebilecek, bir çok yeni karar aldırabilecek çok keyifli bir şarkı.

Benim bu şarkıdan kendim için aldığım pay ise ‘Parlat’ oldu.

Yaptığın her şeyi, gittiğin her yeri, her dokunduğunu Parlat.

Böyle anılmayı  istemez misiniz?

Karşılaştığınız kişilere kocaman bir gülümse vererek onların gününü parlatabilirsiniz.

Unutmayın gülümsemek bulaşıcı, ne verirseniz onu alırsınız

Bir noktada sıkıştığını gördüğünüz kişiye yardım ederek onun o anını parlatabilirsiniz

Kendinize iyi davranarak, hatalarınızı cezalandırmayarak hayatınızı parlatabilirsiniz

Bazılarına ise sadece vakit ayırarak onların zamanını parlatabilirsiniz.

Herkese bol parlatmalı keyifli bir hafta sonu dilerim.

Zeynep Tuncay

Hayata Dair

Bunalım Mood is on

122115_43

Selamlar,

Bir süredir bir şey yazamadım, instagrama bile bir şey giremedim, ben böyle zamanlara ‘bunalım mood is on’ diyorum (!)

Bu yazı tamamen bir iç dökme yazısı… Konusu yok, ana fikri yok…

2016 sürprizlerini ardı ardına sıralıyor… Ben 2016 gelmesin demiştim zaten, böyle dediğim için sanırım bana pek iyi davranmıyor…

Tenis topu izler gibi bir sağa bir sola bakıyorum, ama tabi bakmakla olmuyor hamle de yapmak gerekiyor…

Şimdi güldüm, yazdıklarımı okuyunca… Sanki felaketler silsilesi olmuş gibi… Ay ne tarafa dönüyor, hangi burcu etkiliyor ondan mı acaba….

Genel olarak ruh halim biraz bayık da olsa, bu hafta Volkan Konak Aleni Aleni dinleyerek gülümsettim kendimi, şimdi de arka fonda o çalıyor zaten…

Daha önce psikoloji ilgimi çekiyor demiştim, insanlar nelere nasıl tepki veriyorlar…

Bu iki hafta hem kendi hem de çevremdekilerin tepkilerini incelemem için bayağı zengin bir haftaydı.

Okulda bolca marka yönetimi dersleri almıştım, konular zaten her zaman benim kafamda bağlanır, deli sorularda oradan çıkıyor zaten (!)

Benim için kişiler de birer marka gibi, ara sıra sorarım kendime, kendini nasıl konumlamak istiyorsun diye, Ciddi? Profesyonel? Samimi? Dışa dönük? Güvenilir? Tepkilerimi de ona göre ölçerim, olduğumu düşündüğüm insan mıyım, ya da olmak istediğim insan gibi olaylara tepki verebiliyor muyum?

Şöyle baktığımda en çok dürüstlüğü, lafı sözü çok dolandırmamayı sahiplenmiş gibi duruyorum, o yüzden de zaman zaman nezaketten yoksun olduğumu düşünüyorum, nezaket olsun diye iyi ki buraya beni davet ettin çok eğlendim yerine daha çok bu saatte senin yüzünden buralara geldik der buluyorum kendimi, ama bu nezaket cümlelerini duyunca da imrenmiyor değilim ama olmuyor işte gelmiyor o, bambaşka bir kişilik…

Hepimizin egoları, bencilllikleri , zaafları ve hırsları var… Bu hislerin çok güzel olmadığını bilsek de, bu davranışları sergilemek istemesek de arada çıkıyorlar yerlerinden…

Ha bilerek onlara yol verenlerde olabilir tabi, onlar için söyleyebilecek çok bir şeyim yok, henüz o kadar ileri seviyeye gelemedim (?) ama istemeden, kontrolsüzce onları arada gün yüzüne çıkaran bizler için tavsiyem  tepkilerinden önce, aslında her davranışlarında ben kim olmak istiyorum, kişisel imajımı nasıl çizmek istiyorum, olmadığım ortamlarda nasıl anılmak istiyorum soruları ile aslında olmak istedikleri insana biraz daha yaklaşabilirler, nacizane tavsiyem…

Herkese sevgiler

Zeynep Tuncay

Hayata Dair

Bu Sene Biraz Kendini Aşmaya Ne Dersin?

2016 kararları

Merhaba,

Size yeni yıla girmeden yeni yılla ilgili hiç bir kararım yok demiştim ya, şimdi var ve paylaşıyorum.

Herkes daha fazla hayır demeyi öğren der ben bu sene daha fazla evet demeyi deneyeceğim.

Hayır deyipte kaçırdığım o güzel anıların acısını bu sene çıkaracağım.

İki gün önce yine köprü trafiğinde ben arkadaşlarımla sosyalleşirken (?) bana piyangodan amorti bile çıkmamasından hayıflanıyordum. Telefondaki arkadaşım ben Cuma günü- 31 Aralık hani şu karın en yoğun olduğu, seferlerin iptal oluğu gün- Eminönü’ne gittim aldım deyince, benim tepkim ‘Ya sen delimisin bir bilet için oraya gidilir mi, o karda kışta’ oldu (biz anadolu yakasında oturuyoruz). Sonra aman boşver çok iyi yapmışsın böyle böyle anılar oluşuyor dedim. Zaten amorti de ona çıkmıştı, boşuna demiyorlar hayata ne kadar verirsen o da sana o kadar verir diye.

Geçen sene yine bir arkadaşım bana yeni yılda Amsterdam’a gidelim mi önerisinde bulunmuştu, tabi burda absürd bir şey yok ama onun planı 31 Aralık gecesi Amsterdam’a gitmek sabaha kadar dışarıda eğlenmek sabahta ilk uçakla İstanbul’a dönmekti.

Kısa bir an bu fikre sempati duymadım değil ama, sonrasında ben o gün zaten çok erken kalkıcam, benim gece uykum gelir, zaten hava da buz gibi olur şimdi diye İstanbulda kalmayı tercih ettim.

Aslında gitseydim büyük ihtimalle çok eğlenecektim, her yılbaşında, her yeni tanıştığım insana anlatacak ilginç bir hikayem olacaktı, ama ben burada kaldım ve geçen sene yılbaşını nasıl kutladığımı hatırlamak için hafızamı zorluyorum.

Güzel anılar birazcık kabuklarımızdan çıkarak, şartlarımızı zorlayarak, bize saçma gelen fikirlere evet diyerek ortaya çıkıyor.

2016 için kendimle ilgili değiştirmek istediğim şey spontanelere biraz daha açık olmak, plan program delisi olmamak ve absürd fikirlere daha sıcak bakmak olacak. Bu şekilde çok daha güzel anılar biriktirip, ruhen zenginleşeğime inanıyorum.

Sizi de bu denemeye davet ederim.

Herkese sevgiler

Zeynep

Hayata Dair

En sevdiğim 7 söz

kişisel gelişim hakkında en sevdiğim 7 söz konulu blog yazısı

 

Merhaba,

Şu anda  kısa bir seyahatten geldim, tok ve evde olmanın mutluluğu ile bu yazıyı yazıyorum. Çayımı içerken gerçekten de içim huzur dolu ama bir dilim daha un helvası yeme ve yememe konusunda iç sesim ikiye bölünmüş durumda.

Çayımdan bir yudum daha alarak bu isteğin geçeceğini umut ediyorum ve yazıma başlıyorum.

Bu yazımda 2015 te en çok sevdiğim ve bazen de beni çok güldüren bazı sözleri sizinle paylaşmak istedim

1. Annelerin başka güzel çocukları da var.

Bu sözü bana tarot falı bakan birisi söylemişti, söylediğine göre bir musevi atasözüymüş.

Genel olarak ayrılıklardan sonra her gidenin arkasından söylenebilir sanırım.

Aynı zamanda da benden iyisini mi bulacak sözünün tam tamına karşı tezi.

İngilizlerde bu durumlar için ‘there are plenty more fish in the sea’ diyorlar. Türkçe meali denizde daha bir sürü balık var.

İyi birer teselli cümlecikleri oldukları kadar biraz eziklikte var gibi sanki içlerinde…

İkisini de seviyorum.

2.Ölünün arkasından bile 40 gün yas tutulur.

Bu da hayat felsefesini çok sevdiğim beni her daim gülümseten bir arkadaşımdan, tahmin edebileceğiniz gibi bu da bir ayrılık sonrası teselli cümlesi.  Kısa süreli positif hissettirebiliyor, bende sık sık kullanırım.

3.Kafamda deli sorular

Bu tabiki de en sevdiğim, en sık kullandığım hatta blog isminde bile ilham veren  muhteşem söz. Sanırım bu cümleyi bize Serdar Ortaç armağan  (?) etti. Kafamda gerçekten sürekli soru olduğu için kesinlikle çok benimsedim ve kullanırken de çok eğleniyorum, işte de sıklıkla kullandığım doğru.

 4.Desperate times, desperate measures. Olağanüstü zamanlar, olağanüstü şartlar

Bu cümleyi ilk görevimiz tehlike filminde duymuştum, hani şu Tom cruise’un her zamanki gibi yine çok yakışıklı olduğu film. Tabi ki duyar duymaz aklıma kazındı. Sonrasında iş dünyasında da bol bol duyar oldum, e tabi ki filmi sadece ben izlemedim.

Genel olarak maaş zammı istediğinizde, ajans komisyon artış taleplerinde kısacası ‘Birşey isteme benden buz gibi soğurum senden’ durumlarında sıklıkla kullanılabilen cümle.

5. If you pay peanuts you get monkeys. Fıstık ödersen yalnızca maymunları işe alabilirsin.

Bu yine hem çok sevdiğim hem de çok güldüğüm bir İngiliz sözü. Doğru mu evet bir çok durumda, ama tabi ki istisnalar olabilir, ne de olsa herşey para değil.

6.Babanı seçemezsin ama kayınpederini seçebilirsin.

Bu söz oldukça materyalist ama beni çok güldürüyor. Tam olarak şöyle diyor zengin değilsen bile zengin kayınpederi seç, kurtar paçayı (?)

Bu sözle beni tanıştıran kişinin erkek bir iş arkadaşımın olması da benim için ayrı bir şaşırma konusuydu. Beraber çalıştığımız süre boyunca da bu renkli arkadaşımdan daha nicesini duydum.  Yeri geldikçe buradan paylaşırım

7.Hep aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlara ulaşamazsınız.

Orjinali: Aynı şeyleri yaparak farklı sonuçlar beklemek: deliliktir, Einstein’ın sözü.

Bunu da iş hayatında sıklıkla duyabilirsiniz, hatta toplantılarda havalı cümleler kullanmak istiyorsanız siz de kullanabilirsiniz. Benden tavsiye kendi konumunuzdaki insanlara bu cümleyi kullanın, yöneticilerde ters tepebilir.

Yarın kısa bir tatil sonrası ilk iş günü , hazır mıyız.

23 Nisan ve 1 Mayıs hafta sonuna geliyor, tatil yok, benden şimdiden söylemesi.

Herkese Sevgiler

Zeynep

P.S: Bir dilim un helvası daha yemedim.

Hayata Dair

Vazgeçme Yöntemi

vazgeçmek

Hiç, bir çemberin içinde sıkıştığınızı düşündünüz mü?

Vazgeçmek istiyorsunuz ama sonrası sizi korkutuyor. Ya sonra daha iyi olmazsa…

Bazen sahip olduğumuz şeyler bize yetmez, mutlu etmez, ama yine de elimizdekine sıkı sıkı sarılırız.

Komfor alanımızdan çıkmak istemeyiz, sonrasında ki belirsizlik korkutur bizi…

O cesaret gelemez bir türlü…

Boğamıza düğümlendir de öylece kalır.

O yüzden bir şeylere heves edilir de, adım atılacak güç bulunamaz.

Emek verilmiştir bir kere, bunca emek vermişken, her şeyden birden vazgeçilebilir mi?

Uzun zamandır İknanın Psikolojisi diye bir kitap okuyorum.

Uzun zamandır diyorum çünkü ben daha çok bilgisayardan okumayı seviyorum ve genelde dijital pazarlama bloglarını okuduğum için, kitap ile uzun dönemli tatillerde aram daha iyi oluyor.

İknanin Psikolojisi kitabının konusu zaten adında kendini anlatıyor, bu kitabı genelde pazarlama ya da satış departmanlarında çalışanlara tavsiye ediyorlar, ama bence herkesin öğrenebileceği bir şeyler var bu kitapta.

Bu kitabı okurken benim için vazgeçme kararının zorluğunu birazda olsun hafifletebilecek bir yöntem  öğrendim ve sizinle de paylaşmak istedim.

Bi şeylere uzun zaman harcamak, emek vermek gerçektende onlarla duygusal bir bağ oluşturmamızı sağlıyor ve vazgeçmemizi daha zor kılıyor.

Kitap der ki, bu girdaba kapılmayın ve şunu düşünün olacakları bile bile bugün olsa, yine de yeniden başlar mıydınız. Eğer cevabınız hayır ise vazgeçmelisiniz.

Yanlışı ne zaman anladığınızın bir önemi yok, yanlışsa vazgeçmek gerekir. İşte bu bakış açısı ile emek denen manevi şeyin sizi ikna etmesini ya da size karşı kullanılmasını engelleyebiliyorsunuz.

Kitapta hem ikna etme yollarını öğrenirken hem de size karşı kullanılan bu yöntemlere karşı ters taktik geliştirme yollarını öğrenebilirsiniz.

Merak ettiyseniz kitabın yazarı Robert B. Cialdini, D&R larda bulabilirsiniz.

Keyifli okumalar

Zeynep

Hayata Dair

She has some plans- Onun planları var

onun planları var

Bugün  Londra’da yüksek lisansta tanıştığım iki Türk arkadaşımla buluştum, okul bittikten sonra ikiside dönmedi ve ikisinin de super işleri var. Blogda bu kadar özel hayatlarını anlatmamdan hoşlanırlar mı bilmiyorum, onları tanıyorsam- hayır!

Genelde 6 ayda bir falan görüşebildiğimiz için buluştuğumuzda konuşacak çok şey oluyor. Ama konular genelde aynı, iş ve aşk hayatımız…

Ben heyecanlı heyecanlı anlatırken kızlardan biri ‘She has some plans‘ dedi, evet, aynen öyle dedi.

Uzun süre yurtdışında yaşayan insanlar, orada Türk arkadaşları da olduğu için, ve bir zaman sonra bazı ifadeleri ingilizce anlatmak onlara daha kolay geldiğinden, iki dili sıklıkla birlikte kullanabiliyorlar, kesinlikle bunun ukalalıkla bir ilgisi yok, ama doğal olarak bu iki dil karışabiliyor.

Bugün yaşadığımız bir örnekte  arkadaşımın satış görevlisine ben mainly (?) Celine çanta bakıyorum demesiydi. Haklı olarak tabiki de adam mainly ne demek dedi, acaba yeni bir koleksiyon mu falan diye düşündü herhalde…

Ama konumuz bu değil tabi.

Konumuz; arkadaşımın ‘onun planları var bizim neyimiz var‘ dediğinde, benim aklımdan geçenler…

Planlarım var ama aksiyonum yok. Dolayısıyla bir gelişme de yok.

Arkadaşımın cümlesi aslında bana kafamdaki plana dair henüz hiç bir adım atmadığımı farkettirdi.

Eve gelir gelmez küçük bir adım attım, bakalım sonrasında neler olacak?

Sizde bir düşünün varsa düşünce balonunuzda bazı planlar, bu akşam bir adım atmak için doğru bir zaman mı? ya da doğru zaman ne zaman?

Herkese sevgiler

Zeynep