Hayata Dair

No pain, no gain! Acı yoksa ödülde yok!

No Pain No Gain! Acı yoksa ödülde yok!

 

Hello There

Mükemmel olmayan insanların ortak sorunu her şeye yetişememekten benim de blogum nasibini aldı tabi ki

Yazmayı çok sevmeme rağmen blogu çok sonra açmamın nedeni de buydu aslında, ama bir ara cesaret geldi işte, çünkü o suların durgun olduğu zaman hiç gelmiyor.  Zaman bulamamak da aslında önceliklerin değişmesinden kaynaklı.

Elinizde 2 TL var ve karnınız aç, McDonalds’dan dondurma mı alırsınız, yoksa köşedeki amcadan simit mi?

Zamanda öyle bir şey, hatta çoğu zaman paradan daha değerli…

Bir kaç aydır yapmak istediğim şeylere vakit bulamamaktan dolayı çok stress oluyorum, hep bir koşturmaca, hafta sonları bile…

Trafik olmasın diye erkenden kalkıp kendini dışarı atman lazım, erken kalkamadıysan trafik gözünü öyle korkutuyor ki en iyisi ben evde kalayım diyorsun, çıksan hafta sonu dinlenmesinden eser kalmıyor, yemek yemek istediğin yerde bile sıra var

Her ne kadar kendimi bu döngüye kaptırmak istemesem de malesef kaçamıyorum.

Spora gitmek istiyorum ama, akşam kafam çok doluyken gidemiyorum, hafta sonu spora gidersem biraz önce bahsettiğim trafiğe kalıyorum.

Ben bunlara çok takılmış ve bunalmışken, bir toplantıda ki toplantı çok alakasız, yeni mağaza konsepti konuşuluyordu, birden aklıma ‘no pain no gain’ sözü geldi, ‘acı yoksa ödül de yok’. Toplantıda mutlaka benim aklıma bu sözün gelmesini tetikleyecek bir şey konuşulmuştur ama şuan hatırlamıyorum, o zaman bu yazıyı yazmak için not almıştım.

Bu söz aklıma gelince, tabi ya, dedim ne zaman her şey kolay oldu. Bu mızmızlanma şımarıklıktan başka bir şey değil.

Aklıma bundan 10 sene öncesi geldi ve aydınlandım. Hiçbir şey size gümüş tepside sunulmuyor. Önemli olan elinde onlarca maddeden oluşan ‘yapmak istediklerin’ listesinde senin için nelerin daha önemli olduğuna karar vermek ve ona zaman ayırmak.Her zaman bu döngüye girdiğinde de kendine dışarıdan bakabilecek vakit ayırmak.

Kendime hatırlatma olan bu yazıda, yine kendime tavsiyem otomatiğe bağlamış her gün birbirinin aynısı olan günlerde bana görüş alanımım ötesini gösterebilecek fırsatlar yaratmak

Ferrarisini satan adamı anladığım, Procter and Gamble’daki işini bırakarak Hindistan’a aylarca süren motivasyon gezisine çıkan üst düzey yöneticiyi anlayacak yerdeyim.

Herkese sevgiler

Zeynep

Hayata Dair

Yeni Moda Ofis Hediyeleri

 

fiorimo_sevgiliye çiçek gönderimi

Fotoğraf:florart.com.tr

Herkese Merhaba

Bugün ofise gelen yeni moda hediyeler ile ilgili bir yazı yazmak istedim. Öncesinde şöyle bir bakayım bu konu hakkında neler yazılmış dedim. Sözlük entry leri beni çok eğlendirdi.

Kızlar meğer bize gelen o çiçeklerin jestle falan ilgisi yokmuş, ofisteki diğer erkeklere göz dağı vermekmiş asıl sebebi. Entrylerin % 80’i bunu söylüyordu. Biraz haksızlık payı olsa da doğruluk payı da olduğunu düşünüyorum, kızlar bu taktiği bizde uygulayabiliriz, not alın.

Çiçek sepeti mi, Bonny Food mu daha önceydi bilemiyorum ama sanırım onlarla birlikte ofise gelen giden hediyelerin sayısı arttı.

Her özel günde yaptıkları hatırlatmaların yanında geçen sene şu tarihte şu kişiye çiçek göndermiştiniz tekrar göndermek istemez miydiniz diye birde telefon açıyorlar. Sevgilisinden ayrılanlar için biraz nahoş bir deneyim olduğunu düşünsemde beni bir kere bu yöntemle yakalaşmışlardı.

Geçenlerde ofise çok güzel bir çiçek geldi. Çiçek sepetinden çiçek siparişi vermek ne kadar kolay olsa da artık kırmızı incili, kalp şeklindeki vazolardan sıkıldık gibi, gözümüz alternatif bir şeyler arıyor.

Bende alternatif neler var bir bakmak istedim.

Gözüme çarpanlar,

İlk olarak bizim ofsimize gelenden başlayayım.

Bloom and Fresh: Sanırım 16 adet farklı seçenek var sitede, hepsi de birbirinden güzel

Lilyana Flowers: Onları ilk önce instagramda keşfetmiştim, bir çok Instagram ünlüsüne gönderim yapmışlardı çünkü, ama biraz önce siteye girdim ve güllerin yanına macaron koyma fikirlerini çok sevdim, hem göze hem mideye hitap ediyor (!) sunumları çok güzel, bu çiçeklere hayır diyebilecek çok kişi tanımıyorum (!)

Fiorimo Flowers: Bir kova çiçek sizi mutlu etmez miydi? Kova kelimesini her ne kadar o güzel güllere yakıştıramasamda, çiçeklerin geldiği kutular bana kovayı hatırlattı. Ne yani bir kamyon gül gönderince insanlar romantik oluyor da ben o sevimli kutucuklara kova deyince mi olmuyor (?)

Kesinlikle 3 yeni markada baştan sona her şeyi çok güzel düşünmüş ve çok keyifli tasarımlar oluşturmuş.

Türk erkekleri çiçek almaz, romantik değildir tezi ne zaman ki köprü trafiğinde çiçekçiler de satış yapmaya başladığında çürüdü, satamıyorlar olsalardı gelmezlerdi değil mi? Olur da alternatif hediye arayan centilmen beyefendilere bu yazı ulaşır da yardımcı olursa ne mutlu bana.

Herkese Sevgiler

Zeynep

Hayata Dair

En güzel anları 10 sn ye sığdırmak

Snapchatin hayatımızdaki yeri

Bu cuma çok sevgili moda yazarı Seda Yılmaz ile buluştuk. Tabi Seda Yılmaz olunca konuşulan konular ister istemez, yazılı basın nereye gidiyor, dijital ne kadar yazılı basının yerini alabiliyor, sosyal medya ve gittikçe yükselen trend Snapchat oldu.

Ben sosyal medya ve sosyal paylaşıma oldukça yakın biriyim ancak Facebook benim için çoktan out oldu, Twitter 2011 senesinde benim için popülerdi, Instagram da artık biraz popülerliğini yitiriyor gibi.

Snapchatin şu an için ana kitlesi 13-23 yaş arası, bu yaş aralığında olmamama rağmen bende önce işim gereği adapte olup sonrasında da gayet sevdim bu platformu.

Snapchat niye bu kadar popüler oldu konusuna yorumlar;

  • Intagram gibi neyin nasıl gözüktüğünün çok da önemi yok
  • Bu kolyenin yanına bir de oje koyayım daha tatliş olur derdi yok
  • Sevgiliden ayırılınca tonlarca foto slime derdi yok, ne de olsa her şey 24 saat içerisinde silinip gidiyor ve tabi anıılarda öyle…

Bundan 5 sene sonra bakıp, aaa burada ne kadar da zayıf mışım, o gün ne kadar da eğlenmiştik diyemeyeceğimiz bir platform.

Bütün bu platformlar aslında değişen yaşam koşullarının bir ürünü.

Snapchatte aslında bize şunu diyor- ne söylemek istiyorsan 10sn içerisinde söyle, kimsenin sana daha fazla ayıracak vakti yok.

Cuma akşamı şirket yemeğine çıktık ve bir doğum günü kutlaması yaptık. Tam mum üfleme anında shapchat devreye girdi, videoyu sonradan izlediğimde benim o özel anı 10 sn ye sığdırma çabam beni derinden vurdu.

24 saat içerisinde yok olacak bir kayda, doyasıya yaşanması gereken bir anı, 10 sn içerisine sığdırma çabası.

Evet pastan geldi, dilek tutup üflemen için 10 sn var. Neden? Çünkü snapchat sadece 10sn lik video kaydı alabiliyor.

Bunu ben şu andaki yaşım itibari ile dışarıdan bakıp analiz edebiliyorum ve kendimi bu noktada frenleyebileceğimi umut ediyorum ama 18 yaşındaki kullanıcıların sosyal hayatları üzerindeki etkilerini tahmin etmem zor.

hızlı tüketimBu sabah gördüğüm başka bir resimde beni biraz düşündürdü

Artık bir portakalı keyifle soyup yiyecek kadar da mı vaktimiz yok, bir sonraki adım portakalların dilimlenmiş olarak satılması mı?

Gün geçtiktçe yapacaklarımız, sorumluluklarımız, okuyacaklarımız, göreceklerimiz artıyor, ama bence zaman zaman bu çabuk tüketime bir dur demeli, kendimize ayırdığımız bir portakal soyacak kadar zamanı çok görmemeliyiz

Herkese Sevgiler,

Zeynep Tuncay

 

 

 

 

 

İş Hayatı

Hayatımızdaki Huysuz Şirinler

Hayatımızdaki huysuz şirinler

Bugün haftanın yorgunluğunu evde dinlenerek geçirmek istedim. Kafamda bazı planlarım vardı bugün ile ilgili; bloga yazı yazmak zaten vardı ama bu konu değildi, biraz bana ilham verebilecek şeyler okumak, Steve Jobs için çekilen ikinci filmi izlemek, Udemy den aldığım online kursa devam etmek, canım isterse sahile inip kahve içmek gibi.

Linkedin i açtım, influencer olarak – (etkileyici – bilemedim Türkçe ne demeli ) takip ettiğim kişilerin paylaştıklarını okumak istedim. Sonra gözüm bir yazıya takıldı okuyayım dedim.

Türkiye’nin çok önemli yayın şirketlerinden birinin Pazarlama Direktörü , yine Türkiye’nin en önemli bankalarından birinin pazarlama iletişimine saydırıyor. Pardon?  Sen Kimsin?  demek istedim- tabi ki temsili olarak.

Kesinlikle ikinci paragrafa başlayamadım. Ben bu tarz yazıları inanılmaz gereksiz ve cüretkar buluyorum. Başka bir şirketin pazarlama iletişimine bu kadar kafa yoracağına bence kendisininkine yorsa daha hayırlı olurdu. Bir şirketin iç dinamiklerini bilmeden, koşullarını bilmeden dışarıdan eleştirmek kolay.

Kadının kadına yaptığını kimse yapmaz derler ya, sektördekinin sektördekine yaptığını da kimse yapmıyor.

Yazıyı okurken herhalde bu kadının o pozisyonda gözü var dedim ki, oradakinin rahatını bozuyor. Bırak o markanın iletişim stratejisini, markanın müşterisi eleştirsin, bin türlü yolla yapabilirler bunu, tabi sende eleştir ama markanın müşterisi olarak, altına bangır bandır title ını yazarak değil.  Ne manaaaa? Demek istiyorum.

İllaki pazarlama iletişimi hakkında yazmak istiyorsan iyi örnekleri anlat ki bizde senden bir şeyler öğrenelim, feyz alalım. Başkalarını yererek prim yapmak çoktan out olmadı mı? Hangi şirket üst pozisyonlarından birinde negatif odaklı, başkasının açığını arayan, buldu mu da onu parlatan bir yönetici ister ki? Böyle şeylere vakit bulabiliyorsa bence o kişinin fazlaca boş vakti var demektir.

Beni de bu güzel Cumartesi sabahı huysuz şirine döndüren bu hanım efendiye selamlar olsun.

Herkese güzel hafta sonları

Sevgiler

Zeynep Tuncay

Gardırop Tüyoları

Mom Jeans Trendi

Merhaba,

Şu aralar, kış bitiyor da bahar geliyor gibi sanki. Bir çok marka sezonu açtı, baharı müjdeleyen kıyafetler ile vitrinlerini yeniledi.

Tabi ki bende her bayan gibi her mevsim geçişinde gardrobunda hiç birşeyi olmadığını düşünenlerdenim (!)

Ayrıca buaralar çok çalıştığımı ve yakında bir alışveriş turuna çıkmam gerektiğini düşünüyorum.

Bahara girerken mutlaka gardrobumda yerini almasını istediğim bir kaç trend var. Bunlarda biri ‘mom jeans’ bu trend, iddialıyım erkeklerin nefret ettiklerinden olacak ama biz bayanlar yine de yakışsada yakışmasa da giyeceğiz.

Peki ‘mom jeans’ nedir? Mom jeans yüksek belli, tam oturmayan, relax fit, çoğu zamanda üstten daha geniş başlayarak paçalarda daralan pek cici bir denim pantolon modelidir.

Özellikle yırtık yıkamalı olanlar bence kesinlikle yazın kurtarıcısı olacak.

Iş yerimde kıyafet konusunda çok ciddi kısıtlamalar olmadığı için dolabıma en az iki tane girecek diye düşünüyorum.

Bu parça dolabıma girmeden önce biraz styling önerisi almak istedim ve  araştırdım, en sevdiğim lookları da sizinle paylaşmak istedim

mom jeans trendi

mom jeans modelleri

Ben mom jeanslerin en çok düğmesi derin açılmış gömlek veya basic tişörtlerle kombinlenmiş halini sevdim.  Çok ince ve uzun bir vücut yapım olmadığı için genelde topuklu ayakkabılar ile kombinlemeyi tercih edeceğim, yine bu bahar çok fazla göreceğimiz bağcıklı topuklu ayakkabılar ile de mükemmel durabilir.

Sıra alışverişe gelirse önce internette ‘mom jeans online satış’ diye bir arama yaptım. Oxxo’yu tebrik ederim bu terimle arama yapılacağını düşünen tek marka onlar olmalı ki arama sonuçlarında ilk sayfada yalnızca onları gördüm.

Tabiki Zara ve Mango bu trendi kaçırmış olamazdı.  Her ne kadar ürünlerini ‘mom jeans’ olarak adlandırmamış olmasalar da, biraz araştırma ile en sevdiklerimi seçtim.

mom jeans modeli

Zara

Mom jeans model

Sol: Zara, Sağ: Oxxo

mom jeans kombin

Mango

En favorilerim Zara’da, özellikle armalı olana bayıldım, kesinlikle gardrobuma girecek ama Mango’da da çok uygun fiyatlara güzel alternatifler var, özellikle bu trendi denemek ama çok da cesur olmak istemiyorsanız yırtık yıkamalı olanlardansa Mango’nun Kısa Paçalı Nancy’si tam size göre.

Zara’nın online alışverişi olmadığından sanırım dolabıma giren ilk ‘mom jeans’ Mango’dan olacak.

Sizin bu trend hakkında ki düşünceleriniz neler?

Sorsam söyler misiniz?

Zeynep Tuncay

Hayata Dair

Duymak istemediklerim…

duymak istemediklerim

Herkese Merhaba,

Yine koskocaman bir hafta bitti ve neredeyse mutlu Cumaya geldik.

Benim kafamda yine neler var?

Bu sefer duymak istemediklerimiz.

Bu soruyu sormak istedim kendime, neleri duymak istemiyorum.

İş hayatında çok net öğrendiğim sey kimse benden,

Bu mümkün değil,

…olabilirdi ama… gibi cümleler duymak istemiyor.

Herkes ‘yes sir’ ü bekliyor. Bu biraz abartı tabi ama iş hayatında başarılı olmak istiyorsanız gerçekten de mümkün değil ve ama’ları hayatınızdan çıkarmalısınız.

Daha yapıcı bir bakış açısına ihtiyacınız var, herkes çözüm üretenleri sever.

Ben neleri duymak istemiyorum, hayatımda…

  • Bu üründe leke var, depoda yenisi var mı diye sorduğumda, üzgünüz ama bu tek kalmış ı.
  • Bu hafta sonu bir şey yapalım mı dediğimde , hımm aslında benim bu hafta biraz işim var denmesini – ki ben bunu çok yapıyorum , bu not kendime
  • Evde karşımda biri dondurma yerken onun son dondurma olduğunu söylemesi ni
  • Biraz kilo almışsın ı.
  • Aynı konu üzerinde saatlerce söylenilmesini…

Peki Ne duymak istiyorum? iltifatları!

İltifat etmek hem sizin hem de karşınızdaki kişilerin gününü güzelleştirir.

İltifat etmek negatife değil de pozitife odaklanmaktır.

Bol bol itifat edin, yalnızca bu renk sana çok yakışmış cümlesinin bile sihrini göreceksiniz.

İltifatları bekliyorum (!)…

Herkese şimdiden mutlu hafta sonları….

Zeynep Tuncay

Sinema/Film

Diriliş Filmini Bir de Benden Dinleyin

diriliş film yorumu
Yoğun iki haftanın ardından bence fazlasıyla hakedilmiş bir hafta sonunun en büyük hatası Leonardo DiCaprio’nun başrolde olduğu Diriliş ( The Revenant) filmine gitmem oldu.

Benim kendi başıma asla seçmeyeceğim bu filme şu dialogla bilet aldık.

Sinemaya gidelim mi?

Kesinlikle bende aynı şeyi düşünüyordum.

Hangi filme?

Diriliş’ e gidelim.

Konusu ne ki?

Bilmem, 13 dalda Oscar adayı, Leanorda DiCaprio oynuyor.

Leonardo mu? O hiç Oscar alamıyor ki… Vurdulu kırdılıysa gitmem ama.

Bu diyaloglar sırasında kuyrukta olduğumuzdan filmin konusunu bile bilmeden H 7-6 biletlerimizi aldık. Siz trailerını buradan izleyebilirsiniz.

Filmin ilk 15 dk sında filmden nefret ettim. Daha ilk 10 dk sında yaklaşık 40 kişi öldü bile.

Filmde bir adamın ayı tarafından vahşice saldırılmasını, derin yaraları sayesinde günlerce can çekişmesini, oğlunun gözü önünde öldürülmesini oturduğum yerde gerilerek izledim.

Bu filmler niye çekilir, kimler bunları izlemekten hoşlanır bilmiyorum ama benim için çok büyük bir zaman kaybıydı, böyle şeyleri izledikten sonra benim moodum çok fena düşüyor, neyse ki araya güzel Pazar girdi, Pazartesiye hazırım (!)

Filme gitmeyi düşünenlere benden tavsiye, bir kere daha düşünün, eminim yapacak daha güzel şeyleriniz vardır.

Herkese sevgiler

Zeynep Tuncay

Hayata Dair

Parlat…

 

Parlat

Her şeyin iki arada bir derede olduğu bir dönem… Bu yazıyı da iki arada bir derede sürdüğüm ojelerim bozulmasın diye yavaş yavaş yazıyorum.

Her zaman kendime verdiğim mesaj işe güce fazla dalıp da kendini çok unutma oluyor ama pratikte her zaman uygulanamıyor. Buara da işte o zamanlardan biri. There is no much fun in my life right now (!)

Bu yazımın ilham konusu Nil karaibrahimgil’in yeni şarkısı, Gençliğime sevgilerimle.

2006- 2008 arası gibi sanki ‘dear 30 years old me ‘ , ‘sevgili 30 yaşımdaki ben’ isimli çok başarılı  bulduğum bir reklam kampanyası vardı.

Sonra Türkiye’de bir ajans bana bu firki satmaya çalıştı, onlara bu fikrin orjinal olmadığını söylediğimde ısrarla savundular ama üzgünüm orjinal değildi.

Nil Karaibrahimgil’in yeni şarkısı da aslında yine aynı fikirden yola çıkıyor ama bence burada orjinal olan şey ise kitabını bu şarkı ile tanıtması. Zaten Nil Karaibrahimgil’in orjinal olmadığını düşünen yoktur herhalde. Düşünceleri, hayat tarzı, şarkıları ve muhteşem güzelliği ile kesinlikle çok orjinal.

Hangi dünyada yaşıyorsun diyebilirsiniz ama ben Nil Karaibrahimgil’in kitabı olduğunu bu şarkı ile öğrendim. Okuma istediği de oluşmadı değil ama kitap okumakta bir süredir çok başarılı değilim şuandaki en büyük keyfim Udemy den kurs alıp, onları izlemek. Kitaplar alınıyor ama bir türlü bitirilemiyor, emekli olunca artık (!) 65 yaşında mı emekli olunuyordu (?)

Gelelim Gençliğime Sevgilerle şarkısına, kesinlikle çok motive eden, ışık verebilecek, bir çok yeni karar aldırabilecek çok keyifli bir şarkı.

Benim bu şarkıdan kendim için aldığım pay ise ‘Parlat’ oldu.

Yaptığın her şeyi, gittiğin her yeri, her dokunduğunu Parlat.

Böyle anılmayı  istemez misiniz?

Karşılaştığınız kişilere kocaman bir gülümse vererek onların gününü parlatabilirsiniz.

Unutmayın gülümsemek bulaşıcı, ne verirseniz onu alırsınız

Bir noktada sıkıştığını gördüğünüz kişiye yardım ederek onun o anını parlatabilirsiniz

Kendinize iyi davranarak, hatalarınızı cezalandırmayarak hayatınızı parlatabilirsiniz

Bazılarına ise sadece vakit ayırarak onların zamanını parlatabilirsiniz.

Herkese bol parlatmalı keyifli bir hafta sonu dilerim.

Zeynep Tuncay

Hayata Dair

Bunalım Mood is on

122115_43

Selamlar,

Bir süredir bir şey yazamadım, instagrama bile bir şey giremedim, ben böyle zamanlara ‘bunalım mood is on’ diyorum (!)

Bu yazı tamamen bir iç dökme yazısı… Konusu yok, ana fikri yok…

2016 sürprizlerini ardı ardına sıralıyor… Ben 2016 gelmesin demiştim zaten, böyle dediğim için sanırım bana pek iyi davranmıyor…

Tenis topu izler gibi bir sağa bir sola bakıyorum, ama tabi bakmakla olmuyor hamle de yapmak gerekiyor…

Şimdi güldüm, yazdıklarımı okuyunca… Sanki felaketler silsilesi olmuş gibi… Ay ne tarafa dönüyor, hangi burcu etkiliyor ondan mı acaba….

Genel olarak ruh halim biraz bayık da olsa, bu hafta Volkan Konak Aleni Aleni dinleyerek gülümsettim kendimi, şimdi de arka fonda o çalıyor zaten…

Daha önce psikoloji ilgimi çekiyor demiştim, insanlar nelere nasıl tepki veriyorlar…

Bu iki hafta hem kendi hem de çevremdekilerin tepkilerini incelemem için bayağı zengin bir haftaydı.

Okulda bolca marka yönetimi dersleri almıştım, konular zaten her zaman benim kafamda bağlanır, deli sorularda oradan çıkıyor zaten (!)

Benim için kişiler de birer marka gibi, ara sıra sorarım kendime, kendini nasıl konumlamak istiyorsun diye, Ciddi? Profesyonel? Samimi? Dışa dönük? Güvenilir? Tepkilerimi de ona göre ölçerim, olduğumu düşündüğüm insan mıyım, ya da olmak istediğim insan gibi olaylara tepki verebiliyor muyum?

Şöyle baktığımda en çok dürüstlüğü, lafı sözü çok dolandırmamayı sahiplenmiş gibi duruyorum, o yüzden de zaman zaman nezaketten yoksun olduğumu düşünüyorum, nezaket olsun diye iyi ki buraya beni davet ettin çok eğlendim yerine daha çok bu saatte senin yüzünden buralara geldik der buluyorum kendimi, ama bu nezaket cümlelerini duyunca da imrenmiyor değilim ama olmuyor işte gelmiyor o, bambaşka bir kişilik…

Hepimizin egoları, bencilllikleri , zaafları ve hırsları var… Bu hislerin çok güzel olmadığını bilsek de, bu davranışları sergilemek istemesek de arada çıkıyorlar yerlerinden…

Ha bilerek onlara yol verenlerde olabilir tabi, onlar için söyleyebilecek çok bir şeyim yok, henüz o kadar ileri seviyeye gelemedim (?) ama istemeden, kontrolsüzce onları arada gün yüzüne çıkaran bizler için tavsiyem  tepkilerinden önce, aslında her davranışlarında ben kim olmak istiyorum, kişisel imajımı nasıl çizmek istiyorum, olmadığım ortamlarda nasıl anılmak istiyorum soruları ile aslında olmak istedikleri insana biraz daha yaklaşabilirler, nacizane tavsiyem…

Herkese sevgiler

Zeynep Tuncay

İş Hayatı

Sevdiğiniz işi yapın

sevdiğiniz işi yapın

Selamlar,

Bu hafta instagramda bile bir post paylaşamamışım bırakın ki bloga yazı yazayım ama bugün Cuma  ve benim kafamın en rahat olduğu gün, yarını planlamak gibi bir derdim yok, gönül rahatlığıyla kendime vakit ayırabilirim.

Instagrama son koyduğum postta da bugün biraz yoğun bir hafta olacak galiba demişim, yoğun mu? Yoğun kelimesi biraz mütevazı kaldı galiba. İçime biraz doğmuş ama bu kadar konduramamışım !

Çarşamba günü şirkete Global COO nun geleceğini öğrendim, sonra benimle de toplantısı olacağını…

Bu tarz toplantılar öncesinde çok hazırlık gerektirse de benim içim çok öğretici oluyor, sizden çok daha üst pozisyonda birinin bakış açısını öğrenmek, size farklı yönlendirmelerde bulunması, vizyonunuzun gelişmesinde önemli.

Bu tarz toplantılar aslında aynı zamanda sizin elinize yılda en fazla bir iki kere geçecek bir şans da veriyor. Departmanınızla ilgili taleplerinizi, kariyeriniz ile ilgili planlarınızı, yapmak istediğiniz işler için bütçe almanızı sağlayabileceğinden, iyi hazırlanmak önemli.

Sunumlarından 2 gün önce işlerini bitiren herkese gıpte ile bakmışımdır, ben o son dakikaya kadar editleyenlerdenim. O yüzden bu hafta sonunu çoğunlukla evde geçirmeyi planlıyorum, ama Pazar gününün son saatleri muhtemelen saçlarıma maşa yaparak, ne giysem diye düşünerek, ojelerimi tazeleyerek geçecektir.

Bu hafta neredeyse her gün 9 dan sonra eve gelmiş olsam da şu anda hala bloga yazı yazabilecek enerjiyi bulabiliyorum. Bunun sebebi yaptığım işten keyif alıyor olmak.

Ben kariyerime çok sevdiğim bir işle başladım ama sonra çok iyi bir marka olduğu için farklı bir pozisyonda bir işe girdim ama sanırım daha ilk haftadan bu benim istediğim şey değil dedim. Hatta bazı sabahlar ofisimiz 14. katta olduğu için çok mutlu oluyordum, ya 1. Katta olsaydı, yukarı çıkmak benim için yalnızca 1 dk sürecekti (?)

Bir işte başarılı olmanın en önemli sırrı sevdiğiniz işi yapmak, işte o zaman geç saatler de, hafta sonları da sizi yormayacaktır.  Sevmediğiniz işte en fazla işinizi iyi yaparsınız ama fark yaratabilmek için yaptığınız işi tutku ile yapıyor olmanız gerekir.

Yanlış bir başlangıc yaptığınızı düşünüyorsanız bile mutlaka çıkış için bir yol arayın, çünkü bir çok iş veren deneyimden çok tutkuya bakıyor. İşte bende zaten o sayede bir sene tamamen bambaşka bir şey yapmışken, yine o çok sevdiğim işime dönebildim.

Şu hayatta en kötü şey seçeneklerinizin olmadığını düşünmek, bunu kendinize yapmayın.

Herkese sevgiler,

Zeynep Tuncay